31 Aralık 2012 Pazartesi

Mutlu Yıllar ...


Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık. İkiz sincaplarımla 3. yılımıza giriyoruz. Ne yazık ki 2012'nin bilançosunu çıkarabilecek kadar vaktim yok bilgisayar başında. Ama özetle bol okumalı bir yıl oldu (46 kitap), ikizlerim doğduğundan bu yana az da olsa film izlemeye tekrar başladım, ikizleri alıp rahatlıkla alışverişe gidebilmeyi başardık, çocuk kitapları konusunda çok şey öğrendim, başka ikiz anneleri ile tanışıp dertleşme fırsatı buldum, blog'umda daha çok vakit geçirme ve yeni blogger'larla tanışma şansım oldu, ilk kez bir yılbaşı kartı etkinliğine katıldım ve çok mutlu oldum...ve acısıyla tatlısıyla daha pek çok detay / an/ satırarası..

Umarım herkesin 2013 yılı sevgi, saygı, huzur, sağlık barış ve bol kazançlı geçer. Ben en çok sağlık istiyorum. Hem kendim hem de ikizlerim için. Sağlık yerinde olunca diğerlerinin bir şekilde elde edildiğine inananlardanım. Tabi sevgiyi zaten eksik etmemek lazım..."Seni seviyorum anne" cümlesini ikizlerimin ağzından duyunca sevgi sözcüğü benim dünyamda daha değerli oldu :)

Nice Mutlu Yıllara!

Boş Defter

Elişi Defteri'nden Çekiliş Duyurusu!!


Merhaba Arkadaşlar...
Normalde çekilişlere katılmam. Ama bu etamin işlemeli ahşap kutunun güzelliği karşısında daha fazla dayanamadım. Çekiliş sevgili "Elişi Defteri" tarafından düzenleniyor.
Son katılım tarihi 11 Ocak 2013.
Hadi bakalım....duyanlar duymayanlara duyursun :)))

30 Aralık 2012 Pazar

Mila Kitap Çekilişi Yapıyor!


Bir kaç gün önce takip etmeye başladığım sevgili Mila blog'unda bir kitap çekilişi düzenliyor. 
Talihli kişiye gidecek olan kitap methini çokça duyduğum Shantaram. Son katılım tarihi 25 Ocak 2013...
Benden söylemesi...duyduk duymadık demeyin sonra :)

28 Aralık 2012 Cuma

Üç Tane Daha :)

Dün postacı kapımızı üç kez daha çaldı ve üç kart daha bıraktı...


Sevgili Banu (birazsoylebirazboyle), Çiğdem (ccbulletin) ve Mina (minoshka)'ya çok teşekkür ediyorum.

Bu arada blog'a koyduğum fotoğrafların ne yazık ki net olmadığının farkındayım. İkizlerim fotoğraf makinasını duvara çarparak bozduktan sonra, şimdi de gözlerini benim cep telefonuma diktiler ve bir kaç kez yere savurmak suretiyle üzerinde çeşitli deneyler yaptılar :) Ancak bu kadar oluyor anlayacağınız. İlk fırsatta kendime bir fotoğraf makinası almaya çıkacağım. Marka ve model tavsiyelerine açığım...

27 Aralık 2012 Perşembe

Kitap Takas Etmek İsteyen Var Mı?

Merhabalar!
Bu aynı gün içerisinde bloguma yazdığım ikinci post. Evet gözlerim yaşardı :)
Bu postu bir adet kitap takas etmek istediğimi duyurmak üzere yazıyorum. Geçen hafta evekitap.com'dan kitap sipariş verirken İhsan Oktay Anar'ın yeni kitabı olan Yedinci Gün'den yanlışlıkla 2 adet sipariş vermişim. Sonuç takas edilmeyi bekleyen 0 km gıcır gıcır bir kitap :))
Hem kitaplığımda boş boş durmasın diye, hem de takas, hediyeleşme, vb. etkinlikleri sevdiğimden (ancak zamansızlık nedeniyle pek katılamadığımdan) böyle bir şey yapmak istedim.
İlgili arkadaşlar yorum bırakabilir.
Herkese bol okumalı günler dilerim!

Not: Takas edilecek kitaplar korsan kitap olmamalı ve mümkünse temiz okunmuş olmalıdır. Başka şart yok :)

Güncelleme: Bu kitap takas edilmiştir!

Kartlarım Gelmeye Devam Ediyor :)


Kart etkinliğine katılan sevgili blogger arkadaşlardan bu hafta dört kart daha geldi...Nasıl mutlu oldum nasıl :)) Zarfların birinden çıkan elişi kitap ayracına da bayıldım. Tam benlik!

Sevgili Hatice'ye (cepaynası), sevgili Berfin'e (akşamsefası68), sevgili Özlem'e (macerakitabım) ve sevgili Eda'ya (edabellaa) teşekkürlerimi iletiyorum :)

23 Aralık 2012 Pazar

Kartlarım Gelmeye Başladı :)

Bu yıl uzun zamandır yapmak istediğim bir şeyi yaptım ve sevgili Banu'nun düzenlediği yılbaşı kartı etkinliğine katıldım.  İyi ki de katılmışım...ilk kartlarım gelmeye başladı ve çok mutlu oldum...bu sayede pek çok yeni blogger ile tanıştım ve hiç tanımadığım insanlardan gelen dilek ve duaların bile beni ne kadar mutlu ettiğini gördüm....

Umarım yılbaşı gecesine kadar daha fazla kart elime ulaşır :)

İşte şimdilik elime ulaşan kartlar şöyle:







çok teşekkür ediyorum... 


14 Aralık 2012 Cuma

Hush Hush ~ Finale


Sanırım geçen seneydi...Hush Hush serisine başlamış ve ilk üç kitabını bir solukta bitirmiştim. Sonra sonuncu kitap için dört gözle beklemeye koyuldum. Ne de olsa çok heyecanlı bir yerde kesintiye uğruyordu. Derken zaman için hayat koturmacası, iş, aşk, çoluk çocuk derken bu kitap tamamen aklımdan uçup gitmiş...taaa ki D&R'da dolaşırken serinin sonuncu kitabının basılmış olduğunu görene değin!

Görür görmez atladım kitabın üzerine..gıcır gıcır ciltli basılmış...kapağında fıstık gibi bir kız ve taş gibi bir oğlan fotosu var. Her kitleye hitap meselesi. Tam kasaya yönelecektim ki kitabın fiyatı dikkatimi çekti. 27 TL! Sadece günlük hayattan uzaklaşıp kafamı dağıtmak amacıyla okuyacağım, böyle basit bir chit-lit kitaba 27 lira açıkcası bana çok geldi. Nihayetinde kitap düşünce yapımızı değiştirmiyor, felsefi bakış açımıza yeni bir yön vermiyor, kişiliğimizi iyileştirmiyor, yani dünyayı kurtarmıyor. Sadece iyi kurgulanmış bir olay örgüsüne heyecan, entrika ve aşk eşlik ediyor. Hepsi bu...

Neyseki, nette gezinirken kitabı indirimde buldum ve bu sefer gerçekten üzerine atladım. Okumaya başladım ve birinci günün sonunda kitabı yarıladım. Yorum yapmayacağım. Tek söyleyebileceğim, kafanızı yormayan, sizi sınamayan, size meydan okumayan bir okuma olsun istiyorsanız, evet aradığınız kitap budur.


4 Aralık 2012 Salı

Sevgili Günlük #2

Sevgili Günlük,

- Bu hafta koşturmaca içinde başladı. Çocuklardan biri yine üşütmüş, sanırsın karda yatmış. Bir günümüzü hastane ve ilaç düzenine ayırdık.

- Neyseki başladığı gibi kötü bitmez inşallah deyip hasta monotonluğundan sıyrılıp yeni yıl hazırlıklarına giriştik. Noel baba şapkalarımız ve yeni yıl yıldımız evde yerlerini aldılar.



- Yaklaşık 2 hafta önce oyun hamurlarına giriş yaptık. Çok da zevk aldık. Artık en büyük meşgalemiz oyun hamarundan pasta, börek, insan, hayvan yapmak oldu.



- Ancak resim yapmayı bırakmadık. Bu hafta ilk çalışmamız yeşil bir dere kurbağası oldu ve mantar panoda yerini aldı.



- Ve çocuklar benden duyduklarını bana satmayı artık iyice öğrendiler. "Anne çok işimiz var" deyip deyip ortalığı birbirine kattılar.


- Ha bi de giyinmiş kuşanmış annelerini beklemeleri gerekirken, kapıda kaçma girişimi yaparken yakalandılar :)





22 Kasım 2012 Perşembe

Okuyorum No: 1

Uzun zamandır okuduğum kitaplar hakkında yazmadığımı fark ettim. Hadi okuduklarımı bir kenara bırakalım da bu ay ne okuyorum bari onlara bir göz atalım.



Üç kitaptan oluşan bu küçük kule Kasım ayında başlayıp henüz bitiremediğim kitapları sergilemekte. Aslında KOKU kitabına başlayalı neredeyse 1,5 ay oldu ancak ne yazık ki bu kitap beni etkilemedi, kendine çekemedi. Bu nedenle de yarısında takılıp kaldım. Biri gelse bir el atsa da kurtuluversem.

İkinci kitabımız sevgili arkadaşım Secce'nin tavsiye ettiği çocuk yetiştirme üzerine olan bir kitap: ÇOCUĞUNUZA SINIR KOYMA. Bu kitaba daha yeni başladım sayılır. Gayet akıcı, anlaşılır ve örneklerle desteklenmiş bir kitap. Teorikte memnun kaldım. Bakalım kitabın tamamı bitip de iş ikizlerim üzerinde uygulamaya gelince neler olacak.

Ve son kitabımız FIFHTY SHADES serisinin son cildi: Fifty Shades Freed. İlkini Türkçe, son ikisini ise İngilize okumayı tercih ettim. İlk kitabı her ne kadar sıkıcı bulsam da kitap sonradan açılıyor ve okuyucuyu bağlıyor diyebilirim. Buna da bu hafta başladım. Bakalım ne zaman biter artık.

Bu üç kitap arasından okuduklarınız varsa yorumlarınızı beklerim.

Bol okumalı günler sizin olsun :)

3 Kasım 2012 Cumartesi

Sevgili Günlük #1

Sevgili Günlük,

Kasım ayının ilk haftasına girmemize rağmen bugün hava yine güzel. Şikayetçi miyim? Hayır! Asla!

Bu sabah yatak odama dolan güneş ışıklarıyla uyandım demek isterdim, ama aksilik bu ya, ikizlerden birinin hapşırması ve diğerinin "süt süt" diye tutturmasıyla açtım gözlerimi yeni bir güne. Göz kapaklarım her ne kadar "dur biz daha açılmadık" dese de el yordamıyla hazırladım sütleri. Bunu alt değiştirme, tulumlardan kurtulma, Pepee saati ve kahvaltı izledi. Böylece günün ilk seansı kapandı.

İkinci seansta evi topladım, mutfağı topladım. Çocuklara et suyuna sebze çorbası pişirdim. Sonra Deniz kakaa yaparken Ege tuvalet kapısında ben de girecem diye ağlarken çorbayı taşırdım. Tekrar ocak temizledim. Sırf Deniz'i kıskandığı için tuvalete tüneyen Ege'yi 15 dk. boşu boşuna bekledim (çiş bile yapmadı). Sonra canından çoktan bezmiş olan eşime ve kendime Türk kahvesi yaptım. Yanında halka tatlısı eşliğinde hüplettik. Ardından topladım çoluğu çoçuğu düştüm semt pazarı yollarına. Biraz sebze biraz meyve derken öğlen oldu. Eve geldik. Çocukların karnını doyurdum. Sonra kendimize atıştırmalık birşeyler hazırladım. Çocukları tekrar bezledim. Dişler fırçalandı. tekrar süt içtiler ve uykuya yattılar.

Bu esnada part-time da olsa bir işim olduğu aklıma geldi ve oturdum laptop başına. Böylece günümüzün yarısı sona erdi. Umarım kalan yarısı daha dingin geçer. Ha bu arada çalışmak yerine blog yazmaya başladım :))

Bir gün de böyle bitiyor işte sevgili günlük.

Hadi kal sağlıcakla.

Boş Defter

28 Ekim 2012 Pazar

Ek Main Aur Ek Tu!


Nihayet...nihayeeet aylar sonra hoş bir film izleme şansı elde ettim. Geçen akşam ikiz sincapları uyutma sırası babalarındaydı (çaktırmayın bu aralar sıra bana hiç gelmiyor (;. Fırsat bu fırsat deyip uzun zamandır rafta beklemede duran bir filmi seyredeyim dedim. İyi de etmişim.

"Ek Tu Aur Ek Mein" bir bollyood (hint) filmi olup birebir tercümesi "Bir Ben ve Bir Sen"dir. Başrollerini Kareena Kapoor ve Imran Khan'ın paylaştığı film aşk mı arkadaşlık mı ikilemini sorgular. Bunu yaparken hem güldürür hem de ağlatır. Ha bi de içinde barındırdığı oynak şarkılarla (Hint filmlerinin olmazsa olmazı) hop hop hoplatır. Velhasıl İngilizlerin "like a perfect average" dedikleri türden yani entellektüel açıdan pek bir şey vermeyen ancak hoş vakit geçirten bir film olmuş. Uzun lafın kısası tavsiye ederim :)

Bu arada Hint filmlerinin uzunluğu 2.5 ile 3 saat arasında değişir ve ortalama 6 şarkı içerir. Programınızı ona göre yapın, uykusuz kalmayın derim :)

18 Ekim 2012 Perşembe

Ben yaptım :)

Bugün okumayı çok sevdiğim bloglardan biri olan durununannesi'ni okurken "kendin yap" kategorisi altında hayata geçirdiği muhteşem fikirlere denk geldim. Pastalar, t-shirt boyamalar, saklama kutuları, daha neler neler. Ne yazık ki el işleri konusunda beceriksizliğim ve ikizlerim nedeniyle kısıtlanan zamanım bu tür aktivitelere bulaşmama izin vermese de çok heveslendim ve çocuklar uyurken onlara sürpriz bir okul otobüsü yaptım. Bu aşamada beklentilerinizi lütfen minimumda tutunuz. Çünkü ben diyeyim okul otobüsü siz deyin traktör görünümünde oldu :D

Önce ikizlerimin vitamin kutularını ters çevirip katladım. Sonra kendinden yapışkanlı etiketlerin üzerine minik insan figürleri ve bir şoför çizerek (çizmeye çalışarak) kutunun üzerine yapıştırdım. Ardından yine kartondan 4 teker ilave ettim. Son olarak da biraz renk gelsin diye renkli kağıtlardan şekiller ve masking-tape'den şeritler ilave ettim. Bakalım uyanınca ne tepki verecekler. Ellerinde parçalanması ya da bir tane olduğu için ortadan ikiye bölünmesi an meselesi.

İşte bu da çakma okul otobüsümüzün görüntüsü...

 


 

Sağdan, soldan,  ve önden görüntüsü...her ne kadar otobüse benzemese de benimkilerin ilgisini çekeceği kesin :))



17 Ekim 2012 Çarşamba

Acil Öğle Yemeği Aranıyor!!!

Bezler değişti, sütler içildi, pepee izlendi, kahvaltı yapıldı, mutfak temizlendi, öğlen için sebze çorbası pişirildi, ev süpürüldü, gerekli telefon görüşmeleri yapıldı, nihayet ikizler öğlen uykusuna yatırıldı. Tüm bunların ardından elde üzerinde çalışılması gereken yüklü bir patent dosyası ve her yanına zil takmış cıngıl cıngıl çalan boş bir mide ile kalakaldım. Akşam yemeği yapmaya girişsem iş yetişmeyecek. Önce işi tamamlasam laptop'un üzerine açlıktan bayılma ihtimalim %99.9.

Ne yapmalı?! Girdim mutfağa, gözüme ilişen ilk malzemelerle omlet yapmaya karar verdim. Taze kırmızı biber, soğan, patetes, yumurta ve türlü baharatlardan ortaya leziz bir yemek çıktı. Umduğumdan daha lezzetli idi, öyle ki bitince arkasından ağlamamak için kendimi zor tuttum.

İnanmayanlar için işte bu da kanıtı :D


Not: Üzerinde çalıştığım dosya hala bitmedi ama olsun karnım doydu :))

4 Ekim 2012 Perşembe

Dün Akşam Neler Oynadık?

Oyun açısından verimli bir akşam geçirdik sanırım. Benim pilim daha ilk oyunda bitse dahi ikizlerim beni derhal şarj etmeyi ihmal etmiyor. Malum, söz konusu oyun olunca onların enerjisi ve tekrarlama istekleri sonsuz oluyor...

Önce ev yapımı bir çadır kurduk. Aslında evde Caillou figürlü hoş bir çadırımız var. Ama nedense benim yaptığım çadırda oynamayı seviyorlar. Çadır olarak adlandırdığımız çarşafın altında kimi zaman kamp yapıyoruz, kimi zaman onu tren yerine koyup çufçufluyoruz...bazen de uçak oluyor üzerine atlıyoruz :) İşte yapım aşamasında çekilmiş bir foto.

Çadırdan sıkılınca geçtik oyuncak sepetinin başına ve babamızın hafta başında getirdiği ramazan davullarında karar kıldık. Her biri astı davulu boynuna...gümbüdü gümbüt....vur patlasın çal oynasın...tabi bende hemen bir Minoset ihtiyacı baş gösterdi ama çaktırmadım. İşte bunlar da minik ramazan davullarımız.


Ve akşamımızın son dakikalarını biraz daha dingin geçirmek amacıyla oturduk resim defterinin başına. Başladık karalamaya. Anne bunu çiz, anne şunu çiz emirler yağarken sağdan ve soldan, ben de naçizane aşağıdaki korkunç resimleri çiziktirdim. Annelerinin resim becerisi vasat. Umarım bana çekmezler :))


İşte böyle...bir akşam daha sona erdi...Sizler neler yapıyorsunuz evde vakit geçirmek için. Lütfen paylaşın. Yeni fikirlere her zaman açık ve havaların soğuduğu şu günlerde muhtacım :)




28 Eylül 2012 Cuma

Yeni Kitabımız - Sinderella

Dün ikizlerimin kaydı vardı (ikizlerde dil araştırması adlı çalışmaya katılan gönüllülerdeniz). Bilgi Üniversite'sinden kayıt yapan ablamız sabah erkenden bizi ziyarete geldi. Hem konuşmalarını kaydetti hem de çok güzel oyunlar kurguladı. Artık ablalarına tamamen alışmış olan bebelerim kızcağızın tepesinden  inmedikleri gibi odadan odaya koşturup durdular. En kötüsü de kızcağız daha kapıdan içeri giremeden "Gel Asli, bize ne süpyiz getirdin?" diye sormaları oldu. Aslı'nın çantasındaki oyuncak ve kitaplara kavuşan ikizlerimin keyfi tavan yaptı. Aslı giderken bize aşağıda görmüş olduğunuz Sinderalla kitabını hediye etti.

Kitap Parıltı yayıncılıktan çıkmış, Akordiyon kitap olarak geçiyor. Bol resimli, az yazılı ve aşağıda görüldüğü gibi akordiyon şeklinde katlanıp açılıyor. Tam benimkilere göre yani. 
Kitabı henüz okuma fırsatımız olmadı. Ama bol bol açıp kapatmayı ihmal etmedik. Şimdi kitaplığımızın en şık köşesinde okunma sırasının gelmesini bekliyor.


Bunlar da akordiyon dizisine ait diğer kitaplar. Bence çok tatlılar! Daha önce bu kitaplardan alan, okuyan, kullanan var mı? 



27 Eylül 2012 Perşembe

Bugün hava güzel!

Dün havanın güzel olmasını fırsat bilip kendimizi dışarı attık. Önce yakınımızdaki "kumlu park" dediğimiz eski parka gittik. Evden çıkmadan önce ikizlerimin sırt çantama doldurdukları bütün malzemeleri döktük ortaya. Biraz tamir yaptık, biraz inşaata kum çektik, biraz sallandık derken sıkılıverdik. Aldım sırt çantamı sırtıma ve tekrar düştük yollara...

Bu sefer biraz daha ileride olan çay bahçesinin içindeki yeni parka gittik. Bir iki tur atıp "jogging" yaptık, biraz kaydık, biraz sallandık, biraz da etraftaki çocuklara sataştık. Ee insanoğlu monotonluktan sıkılır. Aldık çantamızı, bu sefer de tuttuk bakkal yolunu. İki Keloğlan sakızı kapıp düştük yollara. Evimizin önündeki sokakta biraz soluklandıktan sonra nihayet attık kendimizi eve.

Evet, havalar güzel. Öyle görünüyor ki bir kaç gün daha güneşin tadına varacağız. Güzel havalar ne kadar daha sürer bilinmez. Sonrası ise tam bir muamma. Sokakta, parklarda oynamaya alışmış ikizlerimi eve alıştırmak için faaliyet planı yapmaya başlamalıyım derhal. Bana bol şans dileyin!

Malzeme seçimi

Kim var orada?

Gölge oyunumuz

Boş durmamak lazım!

Kum ve kürek...ayrılmaz ikili!

9 Eylül 2012 Pazar

Mondi Piknikte!

Bu sabah ikizlerimle ne okusak diye düşünerek kitap raflarını karıştırırken Deniz'in eline "Mondi Piknikte" adlı kitap geçti. Ege de bu kitabı okuma konusunda hemfikir olunca derhal odanın ortasına bağdaş kurup oturduk. Kitap aylar önce Bilgi Üniversitesi'nden dil araştırmacısı olarak gelen ve ikizlerimle her 15 günde bir onların dil gelişimlerini takip etmek üzere yarım saat boyunca sohbet eden ablamız tarafından hediye edilmişti. O zamandan beri Mondi Ege ve Deniz Bey'lerin favori kitapları arasına girdi.

Kitap Tay yayınlarından çıkmış. İlginç bir hikayesi var. Arka kapak yazısı şu şekilde: "Yardımsever bir uzaylı olan Mondi pikniğe giderken yolda kalan bir ailenin yardımına koşar. Daha sonra davetlerini kabul ederek onlara katılır ve birlikte çok güzel bir gün geçirirler."

Tabi bizimkilerin Mondi'nin uzaylı olduğundan haberi yok. Anlatmaya kalksam daha insan türünü çözemeden uzaylıyı ne diye anlatacağım. Ben de hiç bozuntuya vermeden Mondi'ye hayvan muamelesi yaparak masalı anlatmaya koyuldum. Benimkiler kitabın satır satır okunmasından hiç hoşlanmaz. Resimlere bakarak gerekirse bambaşka bir hikaye uydurmak gerekir. Tabi buna teatral el kol hareketleri ve mimikler de eşlik etmelidir.

Yine bir gün kaptırmışım kendimi, Mondi şunu dedi, Serap elma yedi, anası çay yaptı, babası ormana daldı diye; zaten dört sayfadan oluşan kitabı 24 sayfa yapacağım diye yırtıyorum kendimi. Benimkiler ağzı açık dinliyorlar. Elma yenirse onlar da istiyor, araba bozulursa onlar tamir ediyor falan filan. Hikaye gayet güzel ilerliyor ta ki son sayfa gelip çatana kadar. Son sayfada ormanın ortasında bir ağaç gövdesinin dibine tünemiş olan baba figürü elinde dumanı taze taze tüten bir sigara tutuyor. Hiç bozuntuya vermeden ve dikkatlerini o yöne çekmeden devam ediyorum anlatmaya. Lakin zamane çocukları anında fark ediyor o mini minnacık beyaz nesneyi. Hemen yapıştırıyorlar soruyu: Anne bu, bu, bu??? Parmaklarıyla üstüne basa basa gösteriyorlar bir de. Ben de çare biter mi. Cevabı yapıştırıyorum hemen: Serap'ın babasının karnı acıkmış çubuk kraker yiyiyor. Masal da burada bitiyor.

Gökten üç elma düşüyor.

Biri Ege'nin kafasına, biri Deniz'in kafasına, Biri de anlatıcının (annenin kafasına) diye bildiğimiz masal tekerlemesini de eksik bırakmıyorum. Ege hemen soruyor:" Anne babaya ne düşmüş?". Cevap hazır: Elma üç taneydi bitti. Babaya da armut düşmüş oğlum" :)

Not: Sigara unsuru dışında kitap gayet eğlenceli...


2 Ağustos 2012 Perşembe

Gölge Hırsızı ~ Marc Levy



Can Yayınları'nın kampanyasından yararlanmak için bir kaç kez D&R yolu tuttum. Her gittiğimde Marc Levy'nin Gölge Hırsızı adlı kitabı bana durmadan "beni de al" diye fısıldıyordu ama ben ona hiç kulak asmadım. Taa ki son D&R ziyaretime kadar. En sonunda alacak kitap kalmayınca "hadi bakalım, gir sepete" dedim kendisine. Ne de iyi yapmışım. Eve gelir gelmez, o akşam okumaya başladım kitabı. Çok sevdim, hatta bağlandım. 2 gecede bitirdim. Hani denir ya, bir solukta okudum kitabı diye, işte ben soluk bile almadan okudum.

Yalın anlatımı, ince espirileri, hem acı hem tatlı çocukluk anıları, bizi hayata bağlayan aşk ve dostluklar ve hayatla bağlarımızı bir anda koparıveren ölüm...kısaca gerçekliğe dair tüm detaylar güzel bir kurgu içerisinde sunulmuş okura. Ana karaktere hayran kaldım. Çok sahici ve etkileyici bir kişiliği var. Ve çevresindeki insanlar da bir o kadar tamamlayıcı.

Yoğun ansiklopedik bilgiler içeren ciddi bir kitap değil, yazlık sayfiye yerlerinde okunacak "chick-flick" kitaplardan hiç değil ya da hayata bakış açınızı kökten değiştirecek bir roman da değil. Ama size iyi ve kötüyle, acı ve mutlulukla, hüzün ve kahkahalarla gerçekten yaşadığınızı hatırlatacak bir kitap...


26 Temmuz 2012 Perşembe

Kiraz Güzelleri :)

İkizlerim maalesef meyve yemekten hiç ama hiç hazzetmiyor. Bazen meyvelerin suyunu sıkıp içiriyorum, bazen türlü oyunlar yapıp yedirmeye çalışıyorum, bazen de diz çöküp yalvarıyorum. Bütün bunlara rağmen gün içerisinde yedikleri toplam meyve miktarı bir ceviz kabuğunu doldurmaz sanıyorum.

Son olarak kiraz yedirme tekniği olarak "Kiraz Güzeli" yarışmasını geliştirdim. Oramıza buramıza kirazlar takıp aynanın karşısına geçiyoruz. Kendimizi baştan aşağı süzüyoruz ve kim daha güzelse ona ödül olarak kiraz yediriyoruz. Tabi ikiz oldukları için ikisi de eşdeğer güzellikte olduğundan kirazlar yarı yarıya yenmeli, değil mi? :) Tabi bu benim düşüncem. Yarışma sonunda 10 kirazdan 5'i benim mideme gidiyor. 4'ü saatlerce kulaklarında asılı kalıyor. Ve son kiraz da ayak altında ezilip suyu halıya içiriliyor!


25 Temmuz 2012 Çarşamba

Sıcakta Çalışmaya Çalışmak!

Gün içerisinde en az 3-4 saatimi laptop başında geçirmek durumundayım...Hayır, FB ya da Twitter hesaplarımı kontrol etmek ya da blog okumak maksatlı değil...cayır cayır yanan bu İstanbul sıcağında meslek gereği laptop havası solumalıyım...Adım adım buharlaşmamı bir nebze olsun azaltmak adına pek çok çare ürettim. Dondurma-kola-icetea şeytan üçgeni bunların başlıcası. Soğuk ayran aşı çorbası peşi sıra gelmekte. Son olarak da çayın harareti aldığı haberini duyduğum andan itibaren aşağıda görülen şekilde bir atmosfer yarattım. Eti puf'lar bonus :))


Başka önerisi olan var mı?

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Yeni kitaplığım...

En nihayet çalışma odama ulaşan ve baş köşeye yerleşen yeni çalışma masam ve kitaplığımı sizlerle paylaşma fırsatı buldum. Eski kitaplığım, ikizlerimin değişiyle, mini mini idi. Bendeniz kitap alışverişini abartıp bulduğum her kitabı da arşivlediğim için artık sığmamaya başlamıştık. Buna stoğa her hafta bir yenisi eklenen çocuk kitaplarını da sayarsak yeni bir tane almak kaçınılmaz oldu. Soluğu mobilyacılarda aldık ve beyaz bir tane de karar kıldık. İşte eski ve yeni kitaplıklarım...

Bu fotoda sağ köşede görünen basit bir kaç raftan oluşan kitaplığım...
(Soldaki de laptopta çizgi film izleyen sincaplardan biri:))

Bu fotodaki de rengi ve fonksiyonelliği açısından daha iç açıcı olduğunu düşündüğüm yeni çalışma masam ve kitaplığım...

Ben beğendim...siz ne dersiniz?



17 Temmuz 2012 Salı

Can Yayınları 5 TL Kampanyası!

Evet, geç de olsa ben de bu kampanyadan yararlanmayı başardım. Tatil dönüşü bazı kitap bloglarını okumaya başlamıştım ki, hemen her sitede bu kampanyadan bahsedildiğini gördüm. İlk günler ikizlerim biraz rahatsız olduğundan kendim D&R'a teşrif edemedim ama eşim sağolsun benim adıma tuttu Cevahir yollarını. Böylece ilk olarak Susanna Tamaro - Aklı Bir Karış Havada ve Amid Çaduri - Özgürlük Şarkısı adlı kitaplar raflarımda yerini buldu.

Hemen sonrasında (yani dün) ikizlerime patates kafa almaya çıkmıştım ki, bir de ne göreyim kampanya devam ediyor! Ama pek fazla kitap çeşidi kalmamıştı. Neyse fırsat bu fırsat Paulo Coelho'nun Brida'sını atıverdim patates kafaların yanına.

İşte Brida...kitap hakkında en ufak bir fikrim yok...ama Simyacı'yı okuduktan sonra Paulo Coelho'yu çok sevmiştim...Her ne kadar beni Elif ile hayal kırıklığına uğratsa da...

Bu fotoğrafta da kampanya kitaplarımın hepsi kardeş kardeş birarada duruyor...Nedense foto karanlık çıkmış :/



İşte bunlar da patates kafalar...Bir amca bir de teyze türü mevcut. Bütün parçaları çıkarılıp takılabilir...İkizlerimin en sevdikleri oyuncak oldu...Her ne kadar kulak yerine burun ve ağız yerine bıyık taksalar da onlar için güzel bir meşgale oldu. Tavsiye edilir!

Ve son olarak LCW'den kendim için (hem de çocuk reyonundan) aldığım mini mini bozuk para kesem...Ben buna bayıldım :)

Bu arada AVM'lerde neredeyse bütün büyük mağazalarda indirimler başlamış...haberiniz ola!




10 Temmuz 2012 Salı

Döndük...

3 haftalık tatilimiz sona erdi ve nihayet evimize döndük. Çocuklar için muhteşem bir yaz tatili oldu, benim içinse her daim olduğu gibi ikizlerle geçirilen güzel günlerin ardından çöken yorgunluktan ibaret :) Tatilde yapılması lazım gelen ne varsa yaptık! Denize girdik (havuza sadece ayaklarımızı soktuk), gece gündüz demedik çocuk parkını mesken tuttuk, büyük şişme balonlarda zıpladık durduk, gece yürüşlere çıktık, gündüzleri mangal partileriyle süsledik, kitap okuduk, pepee ve pocoyo izledik, uçağa binip hosteslerle kanka olduk...İşte size tatilimizden kalan anıları sakladığımız bir kaç kare...


16 Haziran 2012 Cumartesi

Bu yazı da başlıksız olsun :)

Şimdi gördüm, yazmaya uzun bir ara vermişim. Nedenini ben de bilmiyorum aslında. Bazen hiç zamanım olmadı, zamanım olduğunda ise canım yazmak istemedi. Bugünlerde huzurumuz biraz kaçık, asıl neden bu galiba.
Geçen ay çok güzel geçti...İkizlerimizin doğum gününü kutladık. Memleketlerden anneanneler, babaanneler, teyzeler, kuzenler kalktı geldi. Çok güzel vakit geçirdik. Ama bu ayın başında sevgili bakıcı teyzemiz ne yazık ki bronşit oldu ve işi bırakmak istediğini bildirdi. Eğlence sonrası bütün sülale evlerine dönüp de bakıcımız da kendi evine kapanınca yaramaz ikizlerimle kaldım bir başıma. Yaklaşık bir haftadır tek başıma bakıyorum. Ee tabi ne kadar yorucu olduğunu hiç şüphesiz tahmin edebilirsiniz!
Gözünüzü ayırdığınız anda ya koltuk tepesinde alıyorlar soluğu ya sandalye...Camdan, balkondan attıkları mandallar, faraşlar, terlikler de cabası :)
Önümüzdeki hafta bir aksilik olmazsa yazlığa gideceğiz babaannemiz ile...Orada birazcık da olsa dinlenmeyi umuyorum...
Kültür-sanat faaliyetlerine gelince, katılabildiğim en heyecanlı etkinlik Cuma akşamı "Adını Feriha Koydum"u izlemek oldu, dersem herhalde gülersiniz değil mi? :)
Neyse ki kitap olkumaya devam edebiliyorum. 1Q84 okumam halen devam etmekte. Malum uzun bir kitap, 2. bölümün ortalarına geldim sayılır. Çok sevdim kitabı. Bu arada geçen hafta Franz Kafka'nın Dönüşüm kitabını okudum. Daha önceden okuduğum bir kitaptı, yine çok zevk aldım. Bugün de İclal Aydın'ın Hayat
Güzeldir'ine başladım. Aynı derecede zevk aldım diyemeyeceğim. Sanırım İclal Aydın okumayı artık sevmiyorum. Nedenlerine girmeyeyim şimdi, yazı çok uzayacak. İkizlerim dibimde "camdan bakayo" diye haykırıyorlar. Türkçesi: "Anne pencereden dışarı bakalım" demek :))


21 Mayıs 2012 Pazartesi

Şifa Niyetine...


Geçen hafta başında grip denen illet uzun bir aradan sonra beni yine yokladı. Vücudum ne kadar dirense de  metabolizmamın içerisinde her zaman yer almayı bilmiştir kendileri. Durur muyum ben de...O gün bebişlerimi karşı komşumda (aynı zamanda kendisi yardımcım olur) uyuttuk. Ben de kendime bol karabiberli bol limonlu sıcacık bir çay yaptım...Girdim yatağın içine...Aldım elime son Murakami kitabımı (1Q84)...Başladım okumaya...Ne kadar yatakta kaldım bilmiyorum ama sıcak yuvamı terkettiğimde kış uykusundan uyanmış küçük bir boz ayı gibi hissettim kendimi...Nihayetinde gribi yendim (şimdilik)! :))

Kitaba ilişkin olarak henüz yorum yapmak için çok erken sanırım. Bin küsur sayfalık kitabın yalnızca 170 sayfasını okumuş bulunmaktayım. Ancak Amerikalıların dediği gibi..."so far so good"...Türkçe meali: şimdiye kadar gayet güzeldi :) Merak uyandıran bir kitap olmuş...bakalım sonrasında neler hissedeceğim...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Okumak ya da Okuyamamak...


Kafam çook ama çok karışık. Ne okuyacağıma ya da neyi ne zaman okumam gerektiğine bir türlü karar veremiyorum. Kitaplar söz konusu olunca ayran gönüllü oldum çıktım. Kelebek misali bir kitaptan diğerine konup duruyorum.
Geçen ay Tutunamayanlar'a başladım. Başlamaz olaydım. Bu kitabı o kadar çok methetmişlerdi. Ben de kitabı alır almaz başladım okumaya ya da okuyamamaya. Bir kitap bu kadar kafa karıştırıcı olur mu?! Bu kadar ağır ilerler mi?! ve insanı bu kadar mı sıkar! Bu kitabı zevk alarak bir çırpıda okuduysanız lütfen sırrınızı benimle paylaşın...
Tutunamayanlar'a kendimi veremeyince Latife Hanım'ın Kağıtları'na başladım. Kitabın yarısına kadar her şey çok güzeldi. Ancak belli bir yerden sonra bir ağırlık çöktü. Kitap ilerleyemez oldu. Yazar çok fazla alıntı ve çok miktarda tekrara yer vermiş. Sanırım beni sıkan bu oldu.
Hadi dedim bu kitaba da bir ara verelim. Başladım Babamın Bavulu'nu okumaya. Neyseki bu kitap yüzümü güldürdü. Zaten kısa olan kitabı bir çırpıda okuyuverdim. Çok da memnun kaldım.
Ve son olarak dün akşam eşim elinde ağır bir D&R poşetiyle çıkageldi. Sürpriz!! Haruki Murakami'nin yeni kitabı 1Q84 çıkmasın mı poşetten :O Neye uğradığımı şaşırdım. Daha önce bu yazarın hiç bir kitabını okumadım ama methini çok duydum. Kitabın kalınlığı birazcık gözümü korkuttu ama uslup ve konusu açısından kolay okunacağına inanıyorum. Fikri olan var mı???
İşte böyle...Şu an elimde sürünen kitaplar ve kapıyı yeni çalan kitaplar hazırolda beni bekliyorlar. Sizde durumlar nasıl?

Jane Austen Öldü Mü, Issız Acun Kaldı Mı, İmdi Yürek Yırtılır :)

Jane Austen...kadın-erkek arasındaki ilişkileri, aile bağlarını, sosyal düzeni cesur bir kalemle ele alan, yine de döneminde taktir göreme...