22 Kasım 2012 Perşembe

Okuyorum No: 1

Uzun zamandır okuduğum kitaplar hakkında yazmadığımı fark ettim. Hadi okuduklarımı bir kenara bırakalım da bu ay ne okuyorum bari onlara bir göz atalım.



Üç kitaptan oluşan bu küçük kule Kasım ayında başlayıp henüz bitiremediğim kitapları sergilemekte. Aslında KOKU kitabına başlayalı neredeyse 1,5 ay oldu ancak ne yazık ki bu kitap beni etkilemedi, kendine çekemedi. Bu nedenle de yarısında takılıp kaldım. Biri gelse bir el atsa da kurtuluversem.

İkinci kitabımız sevgili arkadaşım Secce'nin tavsiye ettiği çocuk yetiştirme üzerine olan bir kitap: ÇOCUĞUNUZA SINIR KOYMA. Bu kitaba daha yeni başladım sayılır. Gayet akıcı, anlaşılır ve örneklerle desteklenmiş bir kitap. Teorikte memnun kaldım. Bakalım kitabın tamamı bitip de iş ikizlerim üzerinde uygulamaya gelince neler olacak.

Ve son kitabımız FIFHTY SHADES serisinin son cildi: Fifty Shades Freed. İlkini Türkçe, son ikisini ise İngilize okumayı tercih ettim. İlk kitabı her ne kadar sıkıcı bulsam da kitap sonradan açılıyor ve okuyucuyu bağlıyor diyebilirim. Buna da bu hafta başladım. Bakalım ne zaman biter artık.

Bu üç kitap arasından okuduklarınız varsa yorumlarınızı beklerim.

Bol okumalı günler sizin olsun :)

3 Kasım 2012 Cumartesi

Sevgili Günlük #1

Sevgili Günlük,

Kasım ayının ilk haftasına girmemize rağmen bugün hava yine güzel. Şikayetçi miyim? Hayır! Asla!

Bu sabah yatak odama dolan güneş ışıklarıyla uyandım demek isterdim, ama aksilik bu ya, ikizlerden birinin hapşırması ve diğerinin "süt süt" diye tutturmasıyla açtım gözlerimi yeni bir güne. Göz kapaklarım her ne kadar "dur biz daha açılmadık" dese de el yordamıyla hazırladım sütleri. Bunu alt değiştirme, tulumlardan kurtulma, Pepee saati ve kahvaltı izledi. Böylece günün ilk seansı kapandı.

İkinci seansta evi topladım, mutfağı topladım. Çocuklara et suyuna sebze çorbası pişirdim. Sonra Deniz kakaa yaparken Ege tuvalet kapısında ben de girecem diye ağlarken çorbayı taşırdım. Tekrar ocak temizledim. Sırf Deniz'i kıskandığı için tuvalete tüneyen Ege'yi 15 dk. boşu boşuna bekledim (çiş bile yapmadı). Sonra canından çoktan bezmiş olan eşime ve kendime Türk kahvesi yaptım. Yanında halka tatlısı eşliğinde hüplettik. Ardından topladım çoluğu çoçuğu düştüm semt pazarı yollarına. Biraz sebze biraz meyve derken öğlen oldu. Eve geldik. Çocukların karnını doyurdum. Sonra kendimize atıştırmalık birşeyler hazırladım. Çocukları tekrar bezledim. Dişler fırçalandı. tekrar süt içtiler ve uykuya yattılar.

Bu esnada part-time da olsa bir işim olduğu aklıma geldi ve oturdum laptop başına. Böylece günümüzün yarısı sona erdi. Umarım kalan yarısı daha dingin geçer. Ha bu arada çalışmak yerine blog yazmaya başladım :))

Bir gün de böyle bitiyor işte sevgili günlük.

Hadi kal sağlıcakla.

Boş Defter

Jane Austen Öldü Mü, Issız Acun Kaldı Mı, İmdi Yürek Yırtılır :)

Jane Austen...kadın-erkek arasındaki ilişkileri, aile bağlarını, sosyal düzeni cesur bir kalemle ele alan, yine de döneminde taktir göreme...