30 Eylül 2013 Pazartesi

Bollywood Hayranları Günbegün Artıyor!



Geçenlerde haftalardır ilk kez elime film izleme fırsatı geçti. Ofis işlerini teslim etmişim, ev deseniz tertemiz; böyle fırsat bir daha bulunmaz diyerek tercihimi bir Hint filminden yana kullandım: Humko Tumse Pyaar Hai...Baş rollerini Arjun Rampal, Bobby Deol ve Amisha Patel'in paylaştığı bu filmi Türkçe'ye çevirecek olursak "Seni Çok Seviyorum" diyebiliriz. Buram buram aşk, nefret, dram, entrika, şarkı ve dans kokan klasik bir Bollywood filmi...zihni yormayacak, sizi bulunduğunuz andan çekip uzaklaştırcak ve tabii ki Hint kültürüyle bezeli her bir karede size görsel bir şölen sunacak tarzda...

Neyse ben büyük bir hevesle ikizlerimi öğlen uykusuna yatırıp geçtim bilgisayarın karşısına. Elimde çay fincanım ve kurabiye tabağım azami keyif yapıyorum. Filmin sonuna yaklaşmışım artık, otuz dakikası falan kalmış. Bir taraftan aşk üçgeni içinde yitip giden kadına acıyıp, diğer taraftan yarına ne yemek pişirsem diye düşünürken bir de baktım ikizler uyanmış. Hatta uyanmakla kalmayıp ikisi birden tıpış tıpış doğruca bilgisayarın karşısında yerlerini aldılar. Derken soru yağmuru başladı:

- Kadın niye ağlıyo anne?
- Çünkü bu adamı sevmiyor, ötekini seviyor.
- Hangi ötekini anne?
- Şu beyaz giysili olanı.
- Siyahlı kötü biri mi anne?
- Kötü değil ama kadın sevmiyor işte.
- Bak siyahlı kadına sarılıyo anne, artık iyi biri oldu.
- Zaten iyi biriydi oğlum.
- Hayır anne o kötüydü.
- Tamam dediğiniz gibi olsun, kötüydü iyi biri oldu artık.


Derken efendim filmin son karelerinde yıllar önce sevdiceğinin büstünü yapan kızcağızın sırrı ortaya çıkıyor ve üzerinde örtüyle gizlenmiş olan büst pat diye açılıveriyor. Hadi bakalım bir soru yağmuru daha:

- Anne bu iskelet nerden çıktı? (Burada iskelet ile kastettiği kurukafa)
- İskelet değil oğlum o büst!
- Üst mü? Hayır anne o iskelet bak kadın korktu ağlıyor.
- Korkmadı annecim, o sadece bir heykel. Kadın adamı sevdiği için ağlıyor.
- Hayır anne. Sen bilmiyosun kadın iskeletten korktu işte!
- Peki tamam. Pes ediyorum :/

Nihayet film sona erdi. Bu sefer de finalde çalan şarkıyı çok beğendiler ve beş-altı kez tekrar tekrar dinlediler. Arada derede bir kaçamak yapayım dedim onu da ikizlere sabote ettirdim işte :) Zaten biz ikizlerle oturup bir kaç Hint filmi daha izlersek, o kadar hayranlık beslediğim Hint sinemasından soğumam işten bile değil :)



29 Eylül 2013 Pazar

Uyku Tulumu Sezonu Açıldı!

Eylül ayının son haftasında uyku tulumu sezonunu açtık! Kışlıklarının arasında uyku tulumlarını gören ikizler bir blog çekilişinden Maxsteel seti kazanmış kadar mutlu oldular :) Tahmin edeceğiniz gibi Eylül ayının bol güneşli öğlen saatlerinde uyku tulumlarını giymek için önümde arkamda dolandılar, yetmedi yakama paçama yapıştılar, o da yetmedi "ama biz çok üzülüyoruz, yütfen anne" repliğiyle küçük Emrah'tan geri kalmayıp bana vicdan azabı çektirdiler. Anne yüreği dayanmayınca giydirdim gitti, mantar, pişik ve saire için sorumluluk kabul etmiyorum diye de belirttim. Tabii kavramlar tam yerine oturmadığı için bir ara mantar- mantı- martı gibi bir kaç kavram üzerine 3 yaş grubu için bir münazara düzenlemek zorunda kaldım :)

Uyku tulumlarını giyer giymez türlü jimnastik hareketlerini büyük bir özenle sergilemeye başladılar. Tabii her bir figür için de tek seyircilik stüdyodaki annelerinden alkış ve onay almayı ihmal etmediler: "Böyle nasıl anne?", "Peki böyle de güzel mi?", "Şimdi böyle güçlü müyüm?". Öyle ki, figür karmaşası içinde bir ara kendilerini kaybettiler ve bacakları birbirine dolandı :)





Genelde evimiz çok sıcak olur, ancak ikizlerimden biri gece boyu üzerinde hiç yorgan tutmaz. "Ayaklarım hava almak istiyor anneciğim" diyerek tepiştiriverir yorganı. Hal böyle olunca ona kalın pamuklu uyku tulumu tercih ettim. Böylece gece boyu kontrol etmeme de gerek kalmadı. Diğer oğlumun üst açma sorunu yok aslında, hatta tam tersine öyle bir sarılıyor ki yorganına buram buram terliyor...ama ikiz kıskançlığı dillere destan, biri uyku tulumu giyerse, illa ki diğeri de giyecek. Bu yüzden ben de çok terleyen oğlum için ince penye olan uyku tulumlarından bir tane tercih ettim. Böylece yorganına da istediği gibi sarılabiliyor :)

"Bütün bunlara rağmen deliksiz uyku çekebiliyor musun anne hanım?" diye soracak olursanız kısacık bir cevabım var: "Nerdeeee!" :)


28 Eylül 2013 Cumartesi

Gecekondu Oyunevi :)

İkizler beni iyiden iyiye işteknik öğretmeni gibi kullanmaya başladılar. Kahvaltı sonrası karton, elişi kağıdı, uhu, makas, bant ve daha ne bulurlarsa yüklenip geliyorlar. Her güne yeni bir aktivite bulmak gerçekten zor iş. Neyse ki ikizlerin çenesini çekmektense aktivite çilesi çekmeyi yeğleyen bir anneyim :)

Geçen hafta çocuk odasının mobilyalarının geldiğinden bahsetmiştim. Kutuların arta kalanlarından güzel bir gecekondu yaptık. Tabii bunun için kırtasiye malzemelerinin yanı sıra bir de yemek masanızı feda etmeniz gerekiyor! Önce elimizdeki kartonları kapı ve pencere olacak şekillerde kestik, ardından istediğimiz renkleri seçerek pastel boya kullanarak hepbirlikte pencerelere perde ve kapılara kapı tokmağı boyadık ve yemek masamıza yapıştırdık. Ardından yine karton bir ruloyu siyah pastel boyayla boyayarak evin bacasını yapıp yapıştırdık. Masanın altına da iki battatiye bir kaç küçük yastık da yerleştirdik mi işte size mis gibi bir gecekondu oyunevi :)





Çocukları anlamak gerçekten zor, evde oyuncakçıdan alınmış mis gibi geniş 3+1 oyun çadırları dururken, ev yapımı bu oyunevinde çok güzel vakit geçirdiler. Sanırım her şeyin organiği makbul :)

27 Eylül 2013 Cuma

Anne Çoraplarım Nerede?!


Geçenlerde Debenhams'a gitmiş ve güzel bir indirim yakalamıştım. Fotoğrafta görülen çorap kardeşler de 5'lik paket halinde eve gelen indirim ganimetlerinden biridir. Yalnız gariban çoraplar eve geldiklerine geleceklerine bin pişman oldular. İkizlerin eline düşen çoraplar perişan halde dört bir yana kaçıştılar :)

İkizlerim pek çok çocuğun aksine çorap giymeye bayılır. Yani izin versem Temmuz sıcaklarında bile çorapla yatıp çorapla kalkacaklar o derece! Tabii doğası gereği çorap düşkünü olan oğullarım bu şirin mi şirin çorap kardeşleri görünce sevinçten çılgına döndüler. 40 tl verip minyatür bir arı maya alsaydım ancak bu kadar sevinirlerdi...(ki oyuncakçılarda genel durum budur; serçe parmak büyüklüğündeki uyduruk ama marka oyuncaklara fahiş fiyatlar talep ederek ebeveyn ve çocukları birbirine düşürmek en büyük misyonlarıdır kanımca!)

Neyse efendim, lafı fazla uzattım. Bizimkiler çorapları giyiş o giyiş bir daha çıkarmak istemediler, altları leke oldu yıkamak istiyorum, yok efendim veremezlermiş :/ En sonunda çıkardılar, öyle bir heveslendim ama elim havada kaldı. Meğer niyetleri sadece çoraplarını değiş tokuş etmekmiş :)

Olayın sonu hayırlı bitti çok şükür. Kışlıkları çıkarınca ev çizmelerini bulan ikizler çorapları kir sepetine atarak annelerini onurlandırdılar lakin bu sefer de daha Ekim ayına varmadan evin içerisinde tüylü çizmelerle dolaşmaya başladılar!

Çocuklarını çorap giymeye ikna edemeyen annelere buradan sesleniyorum. Çorap alırken sıcak tutmasının yanı sıra gerekli bir diğer özellik çocuklara yarenlik edebilmesidir :)

26 Eylül 2013 Perşembe

İmdat ! Evi Korsanlar Bastı :)

Bir ara havalar bozmuştu ya hani, işte o ara evde kapalı kalan ikizler "şimdi ne yapacağız, şimdi ne oynasak, anne canım sıkılıyor, neden dışarı çıkmıyoruz, bize oyun kursana anne" gibi soru ve emir cümleleriyle hem beni hem de kendilerini yıprattılar. "Her sanatçının hayatında sancılı bir dönem olmuştur" düşüncesinden teselli bularak biz de evde kapalı kaldığımız o günlerde yaratıcı ruhumuzu ortaya çıkararak vakit geçirdik.

Babamız o gün bir paket elişi kağıdıyla gelmişti eve. Akşam akşam ne yapsak da uyku saatine kadar oyalansak diye düşünürken ikizlerden biri "hadi bana korsan elbisesi yap" diye atıldı. Fırsat bu fırsat diyerek saçtım elişi kağıtlarını ortaya ve renk seçmelerini istedim. İkisi de moru seçti. Hemen morun İngilizcesini patlatıverdim. "Pööörpleee mı anne?", "Purrrpplee mi anne?" "Apıl mı anne?" derken morun İngilizcesini öğrendiler. Bu arada nedense kimi zaman "Apple (Elma) ve Purple (Mor)'u karıştırabiliyorlar :)



Sonrasında işteknik dersimize geçtik ve bant ve makas yardımıyla eksikliklerimizi tamamladık. Önce korsan bandını el işi kağıdına çizdim. Sonra birlikte kestik. Elişi kağıdı küçük olduğundan korsan bandını yüzlerine göre ayarladıktan sonra iki ucunu arkadan kafa ölçülerine uygun olarak renkli bantla sabitledim ve ortaya çirkin mi çirkin iki korsan çıktı.



Böylece hem mor rengin İngilizcesini öğrendik (aktiviteyle desteklenen kavramlar zihinde daha çok yer eder ve kolay unutulmaz), makas ve bant kullanarak pas tutmuş motor becerilerimizi geliştirdik ve de korsancılık oynayarak çoooooook eğlendik!

24 Eylül 2013 Salı

Muhteşem Gatsby!


Çok uzun zamandır okuma uğraşıma hiç değinmediğimi fark ettim. Evet, ikizlerimle şu an elimin değdiği dişe dokunur tek meşgalem sanırım kitaplarım kaldı. Çoğunlukla ikizlerim uyurken zihnimi dinlendirmek maksatlı okumalar yapıyorum. Kimi zaman da onlar uyanıkken ve bir oyuna dalmışken, onlara örnek olabilmek adına beni görecekleri şekilde okuyorum kitaplarımı. Şimdilik onlar da bir kitapsever ve umarım bu huyları hiç değişmez!

Muhteşem Gatsby adlı kitabı henüz on dakika önce bitirdim ve sıcağı sıcağına hislerimi sizlerle paylaşmak istedim. Kitaba yanılmıyorsam ilk önce Paul Auster'ın Sunset Park kitabında rastladım. Sonra aynı kitabın adı Haruki Murakami'nin İmkansızın Şarkısı adlı kitapta da geçince, bu kitabı okumam gerektiğini hissettim.Ve hislerimde yanılmadım. Kitap adına yakışır biçimde muhteşemdi! Konusu, kişilik tahlilleri, çevre detayları, olay örgüsü, kişi bağlantıları, sürükleyiciliği ve dili bir bütün olarak kusursuzdu diyebilirim. Acı biten ve insanı düşündüren bir sonu var! Nasıl yaşıyoruz, kimlerle dostluk içerisindeyiz, aslında biz kimiz ve çevremizdekiler bizi kim sanıyor, gerçek dostlarımız kimler, gerçek aşk var mıdır, gerçek aşkı nasıl anlarız, yalnız yaşamak mı yalnız ölmek mi daha kötü ve en önemlisi sanırım arkamızda nasıl bir hayat bıraktığımız sorusu...Geçmişten uzaklaştığımızı sanırken aslında tam gaz geçmişe doğru yol aldığımızı bilmeden yaşamak!

Okumadıysanız, bu klasiği kesinlikle tavsiye ederim.

Keyifli okumalar!

18 Eylül 2013 Çarşamba

Artık İkizlerin Bir Odası Var! Yuppiii :)

İkizlerim doğduklarından bu yana hep benimle aynı odayı paylaştılar. İlk başlarda emzirdiğim için bu zorunluydu, sonraları bebeklerime sarılıp onların mis kokularını içime çeke çeke uyumak da benim için bir alışkanlık halini aldı, sonrasında da ikizler anneyle aynı odada yatmaya alıştılar ve ayrılmak istemediler. Daha iki gün öncesine kadar beşikleri hala yatak odamdaydı. Ancak iki gün önce, "artık üç yaşını doldurduk, bir atılım yapma zamanıdır" diye düşünerek mobilyacının yolunu tuttuk :)



İkizlerim zaten büyük yataklara bayılır. Beşikleri çöpe atacağız, size kocamannnnnn yataklar alacağız der demez hemen havaya girdiler zaten. "Biz büyüdük, abi olduk, yataklarımız da büyüyecek" diye dolanıp durdular ortalıkta. Tabii abi oldular ya odada yalnız yatmaya da hazırdılar güya...Güya diyorum çünkü mobilyalar döşenip de planlar uygulamaya konulduğunda birazcık suya düştüler. Burada da birazcık diyorum çünkü aslında ikizlerim uykuya dalana kadar yanlarında yatmam yeterli oluyor ancak sonrasında odama geçince ben tedirgin oluyorum. Ya tuvalet ihtiyaçları olursa ve bana seslenemezlerse, ya üzerleri açık kalırsa, ya gece kalkıp uyku sersemi bir yerlere çarparlarsa, bu örneklerin ardı arkası kesilmeyince beni de uyku tutmuyor, doğruca ikizlerin yataklarında alıyorum soluğu!



Odamızı düzenleyeli iki gün oldu henüz ve iki gündür hal böyle. Bliyorum, anne olarak önce benim kararlı ve istikrarlı olmam gerekiyor, sonra onlar doğaları gereği duruma uyum sağlayacaklar zaten. İşte insan hali, bilmek ile uygulayabilmek arasındaki fark o kadar büyük ki...Bizim için dua edin ve odaları ayırma konusunda uygulayıp da memnun kaldığınız önerileriniz varsa lütfen paylaşın!

16 Eylül 2013 Pazartesi

Memleketi de gördük şükür!

Bu yıl Mayıs ayında ikizlerim üç yaşını doldurdu. Artık özlemini çektiğim pek çok şeyi rahatlıkla yapabileceğimi söylüyor tecrübeli anneler. Memlekete de gidebilir miyim acaba diyorum kendi kendime? Her yıl yazlığa gidiyoruz ama resmen kabile kadar bir ekiple ve uçak vasıtasıyla. Yedi saatlik otobüs yolcuğunu bana zehir ederler mi acaba? Aklımın bir köşesinde hep bu acabalar gezinirken, memleket hasretiyle dolup taşan bendeniz zaten duymaya ihtiyacım olan bu tecrübe ve tavsiyelere gözü kapalı kulak verip düşüyorum yollara. Bu cümleyi yazmam çok kolay oluyor ama yollara düşmemiz o kadar kolay olmuyor. Valiz hazırlıklarına yardımcı olmak ve yol boyunca bize eşlik etmek üzere küçük bir ekip kuruluyor yine :)

Nihayet kazasız belasız ve de olaysız varıyoruz memlekete. Keşke daha önce gelseymişim dedirtecek kadar kolay geçiyor yolculuğumuz. Otobüsten inen ve  şaşkın ve meraklı gözlerle etrafı seyreden ikizlerime bakıyorum ve "büyüyorsunuz, beni de büyütüyorsunuz" diyorum içimden :)

Seyahatimizden o kadar memnun kalıyoruz ki Eylül başında bir daha gidiyoruz memlekete. Tecrübelerimiz sayesinde bu sefer hem daha kolay oluyor hem de daha çok eğleniyoruz. Neler neler yaptık bir bilseniz. Hadi kıyısından köşesinden bahsedeyim azıcık :)


Bir kere her sabah kahvaltı sonrası hamak keyfi yaptık. Tepemizde sıcacık güneş üzerimize üfleyip duran ılıcık bir rüzgar...


Bahçenin yazdan kalan son güzelliklerinin tadını çıkardık yok olmadan...


Evimizle, bahçemizle özlem giderdik bol bol. Konuştuk doğayla ve yeri geldi ona kulak verdik :)


Ormanlar kaşifi olduk ve yere düşen kuru yapraklardan sonbaharın çoktan kapımıza dayandığını keşfettik!


Organik meyve-sebzenin tadını çıkarttık...doğal yetişen her şeyin lezzeti, kokusu bir başka oluyor gerçekten.

Ve daha neler neler. Şimdiden özlemini çekmeye başladım bile :)

İkizler doğada o kadar güzel vakit geçirdiler ki keşke bahçeli bir evde yaşasak diye düşünmeden edemedim. Siz de imkanlarınız doğrultusunda muhakkak çocuklarınızı doğayla buluşturun. Temiz havayı, toprağı, yeşilliği, doğal lezzetleri ve güzellikleri tanısınlar :))

15 Eylül 2013 Pazar

Örümcek Adam Vakası!


Geçenlerde mahalle kırtasiyesine gitmiştik ikizlerimle, parka çıktığımız zaman gitmeden duramadıkları bir uğrak yeri oldu kırtasiye bizim için. Kırtasiye malzemelerini bitirip ıvır zıvır oyuncaklara takıldılar bugünlerde. İşte o gün de küçük kırmızı bir motorun üzerinde oturan minyatür birer örümcek adam alıp çıktılar.

Bir kaç gün sonra öğlen uykuya dalmadan dördüncü kez Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler kitabını okuyordum ki ikizler kitabın arkasında minikler için hazırlanmış örümcek adam kitabını görüp isteriz de isteriz diye tutturdular. Cumartesi günü gezmeye çıktığımızda en yakın D&R'da bulduk çok şükür. Hani uyku öncesi diye satılan serilere ait olan kitap. Fiyatı da çok uygun sadece 2.5 TL. Akşam eve 21.30 gibi geldik ve hiç abartmıyorum kitabı bana uyumadan önce altı kez okuttular.

Ertesi sabah "anne örümcek adam açsana" nidalarıyla uyandım. Elim kitaba uzanmıştı ki "hayır anne, bilgisayardan aç" cümlesiyle duraklatıldım. Yeni nesil artık her şeyin bilgisayar denen şu varlığın bünyesinde barındığını doğuştan biliyor valla. Oturduk sabahın köründe İngilizce örümcek adam izledik. Tabii bana külfet olacakya önce soruları cevapladım "neden maske takıyor, neden mavi-kırmızı kostüm giymiş, neden duvara tırmanıyormuş, biz de örümcek adam olabilir miymişiz, ve saire ve saire..."

Neyse yarım yamalak filmi bitirmek üzereyken bu sefer de tutturdular maske isteriz diye. Oğlum nereden bulayım demeye kalmadı "hadi anne sen yaparsın" diye beni gaza getirdiler. Eee ne yapalım iş başa düştü. Kırtasiye çekmecesini şöyle bir karıştırdım. Mavi tükenmez kalem, kurşun kalem, kırmızı kalem, resim defteri ve bir miktar çamaşır ipi işimi görür dedim. Önce çizdik, sonra boyadık, sonra gözlerine delik açtık ve en son da iplerini geçirdik. Oldu size uyduruk bir örümcek adam maskesi. Valla ne kadar uyduruk olsa da sonuçtan çok memnun kaldım. Zira oyuncakçıdan fahiş fiyata alacağım maskelerle herhalde bu kadar uzun süre oynamazlardı!


Maskeyi yaparken hem gözlem yaptılar hem de yeri geldi bana yardım ederek iş teknik dersimize bizzat iştirak ettiler :)


İkizlerin maskeleri karışmasın diye birinin örümcek ikonu üstte diğerinin altta ;)
Siz de evde kendi imkanlarınızla çocuğunuzun sevdiği bir kahramana hayat verebilirsiniz, hem de hiç para ödemeden. Benden söylemesi :))

Evimizin yeni üyesi çok kıymetli Piytıy Paykıy (Peter Parker), seni sevgiyle böğrümüze basıyor ve hoşgeldin diyoruz!

13 Eylül 2013 Cuma

Arşive bir anı daha sakladık!

Bu hafta Erdek'ten Almanya'ya dönecek olan amcam ve yengem ikizlerimle biraz vakit geçirmek üzere üç günlüğüne bize uğradılar. İkizlerim misafire bayılır. Yeter ki ev kalabalık olsun, oyunlarına dahil edilecek daha çok insan olsun, şımartılsınlar, nazlansınlar, hoplasınlar, zıplasınlar...Sağolsunlar hem amcam hem de yengem bebişlerimin bir dediklerini iki etmezler. İkizler de bu durumdan yararlanmayı iyi biliyor doğrusu.

Çarşamba sabahı amcam tıraş olurken ikizler de pür dikkat onu izliyor. Babaları çok erken saatte tıraş olup evden çıktığı için pek alışkın değiller bu görüntüye. Bir meraklandılar ki sormayın. Ardından biri sordu hemen "amca ben de tıraş olabiler miyim mi?", diğeri de atıldı peşi sıra "ben de olabiler miyim mi amca? Ben de ben de!". Tabii amcam kolları sıvayıp ikizlerimin ilk sakal tıraşlarını gerçekleştirdi. Allahtan berberler gibi ilk tıraş parası da almadı bizden sağolsun :)




Sonuçta yukarıdaki görüntüler çıktı ortaya. Çok ama çok eğlendiler. Unutamayacakları çok değerli bir anı oldu onlar için :)

12 Eylül 2013 Perşembe

Evimizdeki kolbastı ekibi :)

Neredeyse her gün kahvaltı sonrası J. Balvin'in Tranquila şarkısı eşliğinde dans ederek günlük spor faaliyetlerini gerçekleştiren ikizlerim bugün garip bir istekle karşıladılar beni. "Anne tabletten kombasta açar mısın?". Kombasta diye bir kavramı daha önce hiç işitmemiş olan bendeniz herhalde komposto istiyor diye düşünecekken, "hani var ya anne kombasta dansı" diye terime açıklama getiren bebelerim sayesinde "kolbastı" şarkısını istekte bulunduklarını nihayet anladım :)

Kolbastı klibini televizyonda görmüşler anlaşılan, çünkü klip isteğinin peşi sıra bir de "kombasta kıyafeti" giymek istediler ki buna çözüm bulmak beni biraz yıprattı. Kolbastı kıyafeti mavi olmalıymış sarı olmazmış, muhakkak bel çevresine sarılırmış omuza olmazmış, biri giyermiş biri giymezmiş falan derken benim şallarımdan birini bellerine doladım oldu bitti!


Aman efendim benim oğullarımda ne cevherler gizliymiş de ben farkına varamamışım. Rap müziğiyle kol ve ayak ritimleri tutan oğullarım kolbastı ile ayçiçeği gibi açılıp saçıldılar. Kollar bir tarafta, omuzlar diğer tarafta, popo bambaşka bir tarafta ayrı ayrı kurt döküyor maşallah :))

Tabii ben de bu sırada boş durmadım; bir iki el ayak bacak figürü ile yavaştan odadan sıvışıp önce çamaşırları topladım, ütülükleri ayırdım, mutfağı topladım derken uyku saatleri geldi. Eee bir güzel de yoruldular tabii tepinirken, öyle ki yatağa giderken hiç bir itirazla karşılaşmadım. Allah kolbastıcılardan razı olsun. Anneler şifa niyetine çocuklarınızı kolbastı ile tanıştırmayı unutmayın :)

11 Eylül 2013 Çarşamba

Kış Oyunları !


Malum sonbahar yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Gerek hafif hafif çişeleyen yağmuru gerekse "artık üşütmeye geldim" der gibi üfleyen rüzgarı nedeniyle park, sokak, çay bahçesi sezonunu yavaştan kapatıyoruz. Hal böyle olunca dışarıda geçirdiğimiz 2-3 saatlik süreyi de (hatta daha fazlası) evde geçirmek gerekiyor, bu da elbette yaratıcı bir çaba gerektiriyor. İkizler bugün oynadıkları oyunu yarın oynamak istemiyor; hatta bazen sabah ayrı, öğlen ayrı, ikindi ayrı, akşam ayrı bir meşgale istiyorlar kendilerine. Tabii ben de yaratıcı ruhlu bir anne olarak yırtınıp (ay yani çırpınıp) duruyorum evin içinde.

Uzun vadede ümit veren yeni oyunumuzu sizlere de ilham vermesi açısından burada paylaşayım dedim. Fotoğraftaki direksiyonlar belki de bebişlerim 1 yaşındayken falan alındı. O zaman düğmelerine basınca cırtlak cırtlak öten kornalar, sirenler ilgilerini çekiyordu, gelin görün ki aylar ilerledikçe bıkılan direksiyonlar bir kenarda unutuldu. Geçen gün temizlik yaparken elime geçtiler. Özlemişler tabii kapıştılar hemen. İki evirip çevirip bir kenara atmasınlar diye ben de hemen bir oyun uyduruverdim. Bu iş için iki direksiyon, iki sandalye yeterli. Dileyen dolmuşlarda kullanılan minik işlemeli el havlusu, tesbih, anahtarlık, vs. de kullanabilir. :) Sandalyelerine bir güzel yerleşen ikizler otobüs şoförlüğüne hemen alıştılar. Yolcu indir bindir, akbil bas derken epey zaman geçirdik. Oyunun tek kötü yanı her zamanki gibi benim de dahil edilmemdi. Ama vakit geçirdik, bir mesleği yakından tanıdık ve en önemlisi eğlendik; buna da şükür! :)

Jane Austen Öldü Mü, Issız Acun Kaldı Mı, İmdi Yürek Yırtılır :)

Jane Austen...kadın-erkek arasındaki ilişkileri, aile bağlarını, sosyal düzeni cesur bir kalemle ele alan, yine de döneminde taktir göreme...